Yıllar önceydi.
Bir sonbahar günü elime bir ‘sonbahar yaprağı’nın düşüşü ile başladı her şey ve belki de hiçbir şey.
Ellerim o zamanlar şu an olduklarından daha ince ve daha miniktiler belki ama her zaman şimdi, bu satırları kaleme alırken oldukları gibi serindiler yine. Yine heyecanlanmıştım, yine yüreğim pıtı pıtı atmaya başlamıştı; belki de o nedenle soğuyuvermişlerdi öyle birden bire. Hiçbir zaman buz kesmezlerdi ama serindiler hep, serindirler de.
O ‘sonbahar yaprağı’nın üzerinde bir adres vardı. Bana giden, aklımdaki o soru bulutunun içinde yağmaya hazır, sadece başka bir bulut ile ya da herhangi bir soğuk hava kütlesi ile karşılaşmayı bekleyen, her sorunun cevabının adresini veren. 2003 senesinin sonbaharı birçok şeyi değiştirecekti ama şu anki geçmiş o zaman için bilinmez bir gelecekti. Tıpkı yarının bugünden sakladığı gelecek gibi.
Aslında tek başına da değildi o bulut: Bulut üzerinde bulut, onun yanında bir başka bulut, onun önünde başka bir bulut, onun arkasında iç içe geçmiş başkaları; ama hepsi birbiri ile ve benim ile bağlantılı, hepsi yağmak için sabırsızlanan.